Yayınlar


16 NİSAN & MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

    Ruhsal plan doğru ya da yanlış olarak hiç bir zaman yargılamaz sadece deneyimler ve de bu deneyimlerden öğrenilen dersler vardır. Her bir ders hem kişisel hem de bütünsel olarak daha geniş ve güçlü bir birliğe ulaştırır.

Dünyamızda yüzyıllar boyunca pek çok savaşlar yaşandı hala da özellikle orta doğu da savaşlar yaşanmakta ve bir çok can yaşamını kaybetmektedir. Ortadoğu ruhsal olarak çok önemli bir konumdadır keza Anadolu ve Türkiyem de ruhsal olarak çok güçlü bir görevli ülkedir.

Geldik hepimizin bir süredir konuştuğu ve sonuçlarını merak ettiği 16 Nisan referandumuna... Türkiyem pazar günü yine önemli bir sınav verecek ve bana göre en önemli sınav her bireyin neden EVET ya da neden HAYIR dediğini bilinçli bir şekilde idrak ettiği bir farkındalıkta oy kullanması olacak. Ben ülkemin çok daha güçlü yarınlara ilerlediği umudumu korumakta ve de ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK ümüzün hep bizimle olduğunu bilmenin huzuru içindeyim. Ülkem için HAYIRLI OL' sun...Cümlelerimi IŞIK çalışmamızda ATATÜRK ümüzün yoğunluğunda bir ÖZ sesleniş ile birimek istiyorum :

“YAPTIĞIMIZ EN BÜYÜK ESER TÜRKİYE CUMHURİYETİDİR”

Türkiye Yoğunluğu TÜRK Irkını ifade etmektedir

İşte size Güçlü bir Yaşam Türkiye.

Peki Türkiye’de neler olup bitmekte…Söyleyelim. Türkiye’de şu anda bir kaos yok emin olunuz ki yok. Türkiye’de kontrol var, ancak bu kontrol önümüzdeki on yıl boyunca devam etmelidir.

Bunun için yeni çalışmalar başlatılmaktadır. O çalışmaların en önemlisi ise Ata Çalışmalardır…

Ata Çalışmalar, Atatürk’ün önderliğinde başlatılmaktadır. Atatürk, Güçlü Bir Yoğunluk olarak Türkiye’dedir ve Atatürk yaşamlar boyu yaptığı çalışmalarda yorgunluğunu atmış ve dirilmiş olarak Bizimledir...Dinleyelim… Atatürk ses veriyor:

“Gidin…Gidin…Göreve gidin...Görev, ölmek değil dirilmektir…Uyanın… Yaşamlardan uyanın ve bedeninizi alıp gidin, çünkü bedeninizi bıraktınız…Bedeninizi yaşamlarda bıraktınız…Bedeninize sahip çıkın. Beden sizin Kaynağınızdır…Kotlarınızı kontrol ediniz

Türkiye yaşamlarında kontrol kurmak zordur, çünkü Türkiye güçlü bir Işık Kaynağıdır. Ama geçmişinde önemli kırılmalar yaşamıştı ve biz bu kırılmaları tamir etmeye çalıştık.

Yaptığımız en büyük eser Türkiye Cumhuriyetidir.

Türkiye Cumhuriyeti, Kendi Yoğunluğunu kontrol eden bir Irkın Işık Kaynağıdır. Ve o Işık Kaynağında Türkiye Yaşamlarına hitap eden bir Reis olarak gurur duymaktayım ve gençliğin köklenmesi için çok çaba harcadım.

Gelinen noktada kendi kendimizi de kandırmayalım, bilelim ki çok çalışmalıyız ve çok çalışmalıyız. Genç nüfus güçlüdür ve yoğundur iyi kullanın…İyi kullanın.”

Mustafa Kemal ses verdi.


Facebook'ta Paylaş:

Güvensizliğin İçindeki Tutku

Bir kadın güvenlik ve sevgiyi yaşamak ve ihtiyaç duyduğunda erkeğinin omzuna başını koymak ister. Ama bu çok hassas bir dengedir ne kadın bu ihtiyacı hissetti diye zayıf ve acizdir ne de erkek güçlüdür. Bu sadece enerjilerin doğası gereğidir. Kadın içsel ve teslim olan erkek ise kendini fiziksel olarak göstermeyi seven……, dışarıda olan..


Bir kadın güvenliği istediği kadar güvenliksizliği de ister ve bu sana bir paradoks gibi gelebilir. Kadın belirsizliğin ve bilinmeyenin içindeki ATEŞİ ve TUTKUYU çok sever çünkü orada spontandır, AN’ da yaşamaktadır bir sonraki an belirsizdir. Bu, ona gerçekten yaşadığını hissettirir. Erkekler yaşadığını hissetmek adına bir çok eylemde bulunabilir, duygularını tam olarak hissetmeden yaşayabilir ama bir kadın tutkuyu ve aşkı hissetmezse ÖLÜ’ dür. Bir kadının gözlerine baktığımda anlarım gerçekten yaşamında AŞK ve TUTKU varmı, CANLI ‘ mı gerçekten yaşıyor mu? Yoksa gözleri sönük mü? Bilinmeyeni bilinir yapma çabası çoğu zaman tutku ve ateşi söndürür.


Facebook'ta Paylaş:

Aşk'ın Evrelerinde Kadın

Ayın karanlık yüzü gösterir kendini hep bitti dediğin anlarda.. Ay kadın olur, döner içine karanlıklara dalar. Loş, ıslak ve önünü göremediğin bir tünelde yürümek olur bazen.. Kaçmak istersin tünelin duvarlarına bile dokunmadan. Yaşamının geçmiş kokuşmuş yosunları batar gözüne. Dokunmaya cesaret ister hani.. El yordamıyla yürümek olur bazen…. Ay senin içine doğar, doğum sancısı karanlığı besler bazen. Karanlığın gücü tüm şiddetiyle kendini gösterdiğinde kendini takip etmek zorlaşır. Girdap oradadır görürsün, hissedersin, kokusunu duyarsın derinliğini bile fark edersin hatta dibini göremezsin bazen.


Kadın sudur her daim akışkan olmak vardır doğasında. Berrak olmak ister hep. Kendini sorgular sıkça neden kirleniyorum diye. Kaynağını bulmak ister hep. Ana rahmine dönüşün de ötesidir bu. Ancak ana rahminde bir süre dinlenmek ister. Korunaklı, kollayıcı hep sevgi ve şefkat dolu. Güvendedir orada işte… Ara sıra annesi sever onu dokunur. Karındadır henüz yaşam çiçeklenmemiştir. Seviliyordur sadece orada olduğu için. Varlığı için ve doğumu için..


Kadın suyu hissetmek gibi duygularını hissetmek ister çoğu zaman. An da akan, yıkayan ve susuzluğunu gideren bir AŞK tır aradığı. Ay çarpar ona zaman zaman. Gel-git ler işin doğasında vardır hep. Gelişler kendine geliş olur onu koşulsuzca seven ve kucaklayan sevgilinin kollarında huzur bulur. Sevgili onun aydınlık yüzü olur bazen. Hani ayın aydınlık tarafı gibi…Işık yoğundur o tarafta. Ama sevgili de ışığının gücünü onun karanlığından alır ve dönüştürür işte.. Kadın olmasa sevgili de olmazdı zaten.. Sevgili kadını o karanlık topraklarda fetheder asıl. Oralar en az aydınlık taraf kadar güçlü topraklardır. Sadece keşfedilmeye, sulanmaya ve sevilmeye ihtiyacı vardır..


Kadın çok ateşlidir aslında, hem de ne ateş ! Erkeğin enerjisi önünde saygıyla eğilir. Çünkü onun ateşi her defasında karanlığa girebilme ve bedenini hissetmesinden gelir. Kadın bedeninde hisseder, ruhunda yaşar. Bedeninde tutku ve aşkı hisseder. Ruhu ile bedeni bir olduğunda ise o ateş artık AŞK olmuştur. Ama bu her anını farkındalıkla yaşadığı onu yükselten bir AŞK tır. Sevgili kadının içindeki ateşin rahatça ortaya çıkması için o alanı hazırlamalıdır. Beklentisizce sevgi ile edilgen halde an’ da kalmak erkeğin kimliğini kadının içinde eritmesini sağlar. Kadın rahattır artık karşısında birisi yoktur sadece kendiyledir.. Var olmanın keyfini yaşarken içindeki tüm saklı duygular bir bir açığa çıkmaya başlar. Erkek burada tam bir gözlemcidir, kadının bu duyguları önce kendiyle yaşamasına hissetmesine izin verir. Öyle ki ateş yükselecek ve kadın bedeninden taşacaktır sevgiliye. Bu işin doğasında vardır. Bütün mesele kadının gerçek doğasının açığa çıkıp akması için imkan tanımaktır..


Bazen kadının en büyük korkusu bağlanmaktır. Bu onun zihninde yarattığı bir illüzyondur aslında. Ruh özgürse neye bağlanacaksın ki.. Ama korkular eşik atlatmak içindir. Kadın acı çekmekten korkmuyorum diyorsa bil ki orada hala bir acı vardır. Kadın beklentisizce yaşayalım diyorsa bil ki orada beklenti korkusu vardır. Bağımlılık ve kaybetme korkusu derinlerden çıkar raks eder ilişkide zaman zaman.. Sevgiliye tam olarak karşılık veremeyeceğinden duyduğu kaygı. Baskı yaratır onda . Hatta seni seviyorum dediğinde bile ona ağır yük olur bazen. Sevginin neresi ağırsa.. Aslında senin sevgine karşılık verememekten çekiniyorum o yüzden bana her seni seviyorum dediğinde içim bir garip oluyor der bazen. Bunu sözle söyleyemese de anlarım ben.. Özellikle sahiplenici sıfatlar kullandığında sevgili ” aşkım” , ” sevgilim ” gibi.. Hemen içinde bir yer cız eder bana sahip olunuyor duygusuna kapılır kaçmak ister bazen…


Sevgili, kadını dönüştürürken kendi de dönüşür şüphesiz. O da içindeki ateşi tutuşturmak ve kadının rahminde filizlenmek ister. Orada muazzam bir kabullenicilik vardır. Kadın enerjisi onu sardığında kaynağına inmek büyük tutku olur. Bağımlılığı değil ama kadına bağlılığını hissetmeye başlar. Bağlılık aslında AŞK a olan bağlılıktır. Kimseyi görmez gözü, sokaklarda öpüşmek en çılgın hareketleri yapmak an da müthiş keyif verir ona. Hissettiği sadece kendisi ve kadındır ve aslında varoluştur… O alan büyülüdür, başka hiç kimse yoktur o alanda… Zaman durur, kadının sıcaklığı ve varlığı sarar her yerini. Kendi dünyalarında yaşayıp, var olmaktadırlar. Hatta o kadar ki saydam , görünmez bile olurlar. Sadece O VE KADIN..


Sevgiyle kalın, tutkuyla yaşayın ve her daim AŞK OL’ un..


Facebook'ta Paylaş:

Aşk , İlişkiler & Kadın

Her zaman böyle biçimsiz ol ki varoluşun kapısını arilayalım seninle. Senin biçimsiz olman benim de biçimsiz olmamdır, tüm örtüleri kaldırıp birleşmektir seninle. Bütünleşmektir varlığınla, bedeninle.. Bana bir kimlik verirsen kirletirsin beni, o zaman sürprizler , heyecan azalır ve yaşamın nabzını kaçırmaya başlarız. Aşk öyle bir büyüdür ki …tanımlamaya çalıştıkça kaçar gider elinden. Beklenti nedir sevgili ? Bir kimlik vermek, anlam yüklemek ve sonrasında bu anlam doğrultusunda belli kurallar koyup görevler beklemek değil midir ? Aşk tüm bunların ötesindedir sevgili. İlişki bir ihtiyaçtan doğuyorsa orada aşk yoktur. Olsa olsa orada karnını doyurmak isteyen iki insan vardır. Karınları doyunca ağırlık çöker hele hızlı hızlı yiyip tüketmişlerse birbirlerini. İşte ilişkilere de böyle ağırlık çöker. Her defasında bu şekilde yaşanırsa, ilişkiler bir süre sonra çelişki olmaya başlar. Mutsuzluklar, tatminsizlikler ve farklı arayışlar başlar..


Senin yaşanmamışlıkların sende baskı yaratırsa hele de bir an önce ihtiyaçlarını karşılamak adına aceleci davranırsan ilişkiyi tüketirsin sevgili. Tutku ve heyecan duyarsın da buna aşk dersin.. Nolur aşkı kirletme sevgili.. Aşk sonsuz yaşamlarda var olan bir kaynaktır. O kaynakta oraya iki sevgili de ayrı ayrı girer de sonra buluşup el ele tutuşurlar. Diledikleri kadar birlikte yürürler o yolda. Yolun kendisi aşktır.. Sevgiliye özlem duymak sevgili zaten bedenindeyse ne mümkün ? Sen o, o sen hep seninle ya bak işte.. Bu bir tamamlanma değildir olsa olsa bu iki tamamlanmış varlığın genişlemesi ve birbirini hissetmesidir. Sevişmesidir sonsuzlukta, heyecan duymasıdır tutkuyla ve birbirlerini zirvelere taşımalarıdır muktediriyetle. Bağlılık vardır orada ama bağımlılık yoktur. Ne de bağımlılık korkusu.. Zaten bağımlılık korkusu varsa aşk gerçekten yaşanamaz ki…


En tutkulu anda bile kendinle kalıp meditasyon yapabiliyor musun ? Cevabın evet ise işte o zaman bu aşka hazırsın sevgili! O zaman özgürsün ve o zaman sunarsın kendini sevgiliye. Meditasyon kendinle aşk değildir de nedir ? Kendinle aşk yapamayanın diğeri ile aşk yapması ne mümkün ?


Cinsellik dersin sevgili ? Bedenine hakim olup cinsel enerjisini kucaklayana ne mutlu ! Cinsellik sadece başlangıçtır ya başlangıçı kaçırırsan ilahi aşk a geçmek olur mu? Simyadır yapılan bedeninde, dönüştürdüğün cinselliğindir aslında. Cinsel enerji ilişkilerin en büyük yönlendiricisidir. Ama bunun için kadının da erkeğin de önce kalbini ilişkiye açması gerekir. Kalp açılmadan gerçek anlamda hissetmeye ve bütünleşmeye geçilemez. Kalp açıldığında ise yaşam açılır. O zaman sevişmek bir ibadet olur. Yaşam bir kutlama olur. Her anı ayrı bir macera, heyecan ve haz olan sonu olmayan bir yolculuk olur. En büyük iyileştirici güç olur, canlanırsın, gençleşirsin ve parlarsın işte !


Kadın dokunmak ister, dokunulmak ve sevilmek ister. Bu onun sevgiye duyduğu hayranlıktan gelir. Kadının kendisi sevgidir de yansımalarını görmek deneyimlemek ister aslında… Ana rahminde olmak ister zaman zaman korunmak ister. Bu onun zayıflığı değildir bilakis teslimiyete olan inancıdır . İşte o noktada kollarını açmalısın kadına güvenle sadece sarılmalısın işte.. Çünkü kadın ilişkisinde huzur ister ve anlaşılmak ister. Dinlenilmek onun için çok önemlidir. Ama bir kadını dinlerken gerçekten onunla bütünleşip dinlemelisin. Tüm yargılarını bırakıp hissetmelisin onu ve duygularını. Gözlerinde kaybolmalısın aşığının. Her an yeniden var olmalısın onun aracılığıyla. Onun tenine dokunmak senin için en büyük hazineyi açmak gibi olmalı. Her defasında ilk kez dokunurcasına hissetmelisin kadını.. Beklenti ağır yük olur ilişkilerde bilmez misin sevgili ? Aşka kilit vurmaya ,onu kontrol etmeye çalışma nolur… Bir günde sürse bir ömür de aşktır o..Hem ne malum bir günün bir ömre bedel olmadığı? An dır gerçek olan sevgili, özgürlüktür an da kalmana çare. Ancak gerçekten özgür olanlar aşkı yaşayabilir. Prangalarından kurtulmuş olanlar atılırlar ona teslimiyetle. Ama dikkat et Sevgili ! Aşk a düşersen eğer bilinçsizce, çıkman da bir o kadar yara bere ile olur sonra da laf edersin aşka bedeli ağır oldu diye. Sen düştüysen aşk ne yapsın ? Halbuki aşk düşülecek değil yükselinecek bir ışık koyuluğudur. Sonsuz bir vahadır o ucu bucağı olmayan. Ölümsüz sevgililer vardır orada birbirlerinin nuru olan…


Facebook'ta Paylaş:

Cinsellikten İlahi Aşka Açılan Kapı

Kadın, sevgilim derken sadece bedeninin değil ruhunun da titrediğini hissetti. Yıllarca bildiği en ateşli sevişmeler bile bu duyguyu yaratamamıştı varlığında. Olan biteni anlamaya çalıştıkça bu duyguların elinden uçup gideceğini de biliyordu doğrusu… İlk aklına gelenler derin bir birleşme , bütünleşme ve çoşku haliydi. Geçmiş yaşanmışlıklardan bildiği insanların zihinlerini geçici olarak susturmak ve bilinçlerini uyuşturmak, böylece gündelik sıkıntılardan bir nebze uzaklaşmak adına alkole ve sekse bağımlı hale geldikleriydi.


Evet geçmişte yaşanan orgazmlarda zihninin bir süreliğine devreden çıktığını deneyimlemişti. Ama bu çok kısa sürüyor ve sonra tekrar aynı ayrılık, zevk ihtiyacı başgösteriyordu. Kendini kontrol etme eğilimi güçlü olduğunda ise tam bir teslimiyetle anın içinde var olamıyor ve bu kısa anlık bütünlüğü bile yaşayamıyordu. Şimdi daha iyi anlıyordu ki geçmişte yaşadığı sevişmelerde o hep kontrollüydü… Ben buradayım ve ne hissedeceğimi, ne kadar hissedeceğimi ne yapacağımı belirlerim diye haykırmıştı aslında kısık kısık.. Birden yerinden doğruldu yaşadığı bu muazzam farkındalığı, farklı çok farklı hayallerinin ötesindeki topraklarda yeniden var olmaya başladığını hissetti. Bedenini saran muazzam sıcaklık git gite artıyor ama onu ürkütmüyordu. Bilakis bu yeni topraklara uyumlanmanın orada var olmanın hazzı ve çoşkusunu yaşatıyordu ona. Her zaman daha fazlası var, bildiğin zirveleri unut derken zirvelerin ötesinde zirvelerin varlığını müjdeliyordu emin bir şekilde…


Odada çalan müzik adamı başka diyarlara değil ama tam da kadının bedenine götürüyordu her defasında. Kokusunu, sıcaklığını, ruhunu hissettiği kadınının gözleriyle buluşmak ayrı bir keyif veriyordu. Dokunmak hep dokunmak farklı bir anlam kazanıyordu teninde. Tenlerin uyumunu hep duymuştu. Şimdi anlıyordu ki tenlerin uyumu aslında ruhların uyumunun, birleşmesinin bir meyvesiydi. Eskiden olsa o meyveyi heyecanla bekler ve bir an önce yiyip tüketirdi. Şimdi meyve yine oradaydı tüm tazeliğiyle kadının bedeninde. Teninin her yeri meyvelerle doluydu ama bu sefer farklı kokuyordu. Her daim taze hiç bozulmayan ve insan nefsiyle, şehvetle ekşitilmemiş meyveler… İlk başta ona farklı gelen bu duruma alışması biraz zaman aldı. Nereye gitmişti eski heyecan ve şehvet duygusu ? Bunu düşünürken sanki saatler geçmiş gibi gelirken ona aniden banyoya yöneldi. Aynaya bakma ihtiyacı hissetti birden. Yüzüne baktığında gözlerinin nasıl parladığına, yüzünün nasıl canlandığına şahit oldu. Kalbine gitti elleri.. Sanki oradan bir kapı açılmaktaydı. Sevgi seli oluk oluk akıyordu işte bedeninden. İlk kez sevginin nasıl bir duygu olduğunu deneyimlediğini fark etti. Tüm kainata herşeye duyduğu yoğun sevgi. Kadını onu içine almış ve dönüştürmüştü işte.. Yeniden doğumdu yaşadığı ve ilk kez doğuyordu aslında.. Hiç tahmin etmezdi doğrusu sevişmenin böyle bir gerçekliğe hizmet edeceğini. Hala kadının içinde olduğunu hissetti ve hiç çıkmamıştı oradan belki de…Onun sıcaklığı kendi sıcaklığı olmuştu, kokular karışmış yeni farklı türde bir koku yaratılmıştı. AŞK ın kokusu bu olmalıydı. Bir an düşündü böyle bir koku yapılabilir miydi parfüm olarak ? Bu fikir birden heyecanlandırdı onu. Birden gülmeye başladı ardından gülmeler kahkahaya dönüştü. Sevgilisinin yanına döndü ve elini kalbine koydu. Enerji daha da yükseldi sıcaklık iyice yoğunlaştı.


Derin bir zihinsizlik hali devam ediyordu her ikisinde de. Tamamen anın içinde sonsuzlukta var oluyorlardı.. Zaman ve mekanın ötesinde bir deneyimdi bu.. Evet oda aynı, dışarıdaki hafif huzursuz dalgalanan deniz öyle ama müzik bile farklı mırıldanıyordu sanki. Zamansız, mekansız bir idrak hali içindeyken ikisi de tek gerçeğin birleşen bedenleri ve ruhları olduğunu biliyorlardı. İşin ilginç tarafı fiziksel olarak birleşmiyorken de bu idrak halini yaşamaya başladıklarıydı. Birleşen bedenleri dünya olmuştu. Dünya ise evrenin merkezi..


Kadının cinsellikle ilgili tüm paradigmaları değişiyordu. Bu AŞK ın kendisi olmalıydı. Bütün bir gece sabaha kadar süren bir haz hali ve yoğun elektrik düşleyemezdi bile eskiden.. Her defasında evet işte bu muhteşem derken birden bambaşka bir patlama ve işte farklı topraklarda farklı renkte hiç bilmediği görmediği harikalıkta çiçeklerle tanışıyordu… Şaka gibiydi denir ya aynı öyle bir duyguydu hissettiği. O kadar yoğunlaşmıştı ki duyguları, kaç kere kısa aralıklarla sevinç ve çoşkudan güldüğünü ve ağladığını hatırlamıyordu doğrusu.


Erkek tantrik seksle ve tantra öğretisiyle uzun yıllardır ilgiliydi. Farklı yaşam formlarında cinsellikle ilgili bilgeliğe sahip olduğunu ve bunu bu yaşamında hızlı bir şekilde fark ettiğini ve uyguladığını da biliyordu. Geçmiş ilşkilerinde hep sonucunu görmüştü doğrusu.. Böylece klasik anlamda geçici hazzı uzatıp hem kadınına hem de kendisine uzun saatler boyu hazzın ötesini yaşatıyordu. Ama şimdi fark ediyordu ki bu daha da ötesinde bir gerçeklikti. Bu gerçeklikte ruhların bütünleşmesi ve sevgi çok yoğundu. Erkeğe kendini tam olarak, olduğu gibi hissettirebilen bir kadın. İlk kez bir kadını gerçekten sevmenin nasıl bir duygu olduğunu hissediyordu. Özgürce ama aynı zamanda kadınımsın diyebildiği, sahiplendiği bir deneyimdi bu… Her defasında kadınını daha çok arzulamak ve daha çok hissetmek muazzam bir şeydi.


Erkek tüm bu deneyimleri yaşayadursun kadının dikkati bir an iki kaşının arasına gitti. Tüm bedeni oradaydı bir anlığına, nabzı orada atıyordu işte erkeğini yanına çekti elleri birleşti, kalpleri kenetlendi ve dudakları buluştu tekrar. Yoğun bir ışık köprüsü sardı her tarafı ikisinin alnında yoğunlaştı. O anda ne erkek ne de kadın kaldı. Bir ana trafo misali bedenlerdeki elektrik iyice artmıştı ama ne gam.. Bu çok güçlü enerji ürkütmüyordu onları.. Çünkü onlarda yoktu artık… Geçiş tamamlanmıştı… Artık gerçekten var oluyorlardı.. Odada hala çalmaya devam eden müzik stairway to heaven diyordu ya işte. Cennete bir merdiven varsa, cennetlerin ötesi varsa hepsi o odadaki yoğunluk olmuştu. Dışarıda rüzgar durmuş deniz dinginleşmişti.. Birbirlerine ait olurlarken GERÇEK olmuşlardı sonsuza kadar..


Yukarıdaki yazılanlar bize hediye olan, bedenimizdeki çok güçlü bir enerji olan cinsel enerjinin AŞK a ilahi AŞK a yolculuğunu anlatmakta değerli dostlar. İster kabul edelim ister etmeyelim Freud ve bir çok psikolog ve de düşünürün söylediği gibi dünya cinsellik enerjisinin ve bu iç güdünün etkisinde dönmekte. Bu sadece bir üreme ihtiyacı mıdır ? En temelde evet ama bizi, İnsanı diğer canlılardan ayıran bu enerjiyi dönüştürmek ve yaratıcılık yönünde kullanma yeteneğine sahip olduğumuzdur. AŞK halindeyken bir besteci en güzel bestelerini yapar, bir şarkıcı en güzel şarkılarını söyler ve yaşam AŞK halindeyken sihirli hale gelir. Herkes bu farkındalıkla yaşamaya başladıkça dünyamız cennet olacak ve oluyor. Barış, sevgi ve insanlık heryeri sarıyor. Ama önce kendinizden başlamaya ne dersiniz ? Bu değişim bizde başlıyor..


Facebook'ta Paylaş:

Aşk

AŞK önünü görmesen bile karanlıkta el yordamıyla değil emin adımlarla yürümektir. SEVGİLİ nin yüreği olup onunla aynı nabızda atmaktır. AŞK a herkes tutku ve heyecan der ya AŞK hepsinin ötesinde yoğun bir şefkattir aynı zamanda. Kadını hem biricik çocuğu gibi kucaklayıp kollamak hem de yatakta en ateşli sevişmelerden de ateşli bir şeklide sevişmektir. Onun her şeyini hissetmek, aynı beden OL’ mak ama aynı zamanda onun gücüne saygı duyup kenara çekilmesini bilmektir.


AŞK uzaktayken bile tek beden olup sevişebilmektir. AŞK aynı rüyaları görüp rüyada beraber uyanıp aynı farkındalıkları yaşamaktır. Onun daha ne söyleceğini kendisi düşünmemişken hissetmektir zaman zaman. AŞK onun kokusunun dünyanın tek kokusu olduğunu ve tüm diğer güzel kokuların onun kokusundan türediğini bilmektir. Tenini tadmaktır ve her tadışta farklı tadlar almaktır. Onun çıplak bedenine baktığında en muhteşem ve kusursuz bedeni görmektir. Onun bile fark etmediği değerleri onun içinden çekip çıkarabilmektir ve onun önüne en muhteşem sunumda dünyanın en lezzetli yemeği olarak sunabilmektir. Hem bulutların üstünde gezip daha da ötelere yıldızlara ulaşırken yıldızların ışığını dünyaya indirebilmektir.


Facebook'ta Paylaş:

Erim ERGÜN " Hayatlarınızı Değiştirebilirim " Diyor !

“Amaç kişide etkili ve hızlı bir değişim yaratıp sonuçlarını yaşamında görmesine yardımcı olmaktır”.

Erim yaşam koçluğu sistemi klasik koçluktan nasıl farklıdır ve genelde size ne tür gündemlerle başvururlar ve ne kadar çözüme ulaşırlar?


‘Erim Yaşam Koçluğu sistemi’ eğitimini alıp uyguladığım birçok tekniğin ve benim 9 yıl boyunca fark edip geliştirdiğim, üzerimde deneyip fayda sağladığım özgün çalışmalardan oluşmuş olup amaç kişide etkili ve hızlı bir değişim yaratıp sonuçlarını yaşamında görmesine yardımcı olmaktır. Danışanın yaşamında değiştirmek ve ilerleme kaydetmek istediği en önemli gündemler ve sistemimin yaklaşımlarını şöyle özetleyebiliriz;


Danışan (Koçluk alan kişi) seanslarda şimdiki anın farkındalığında kendi içinde neler olup bittiğini keşfetmek suretiyle gündemi (Tatminsiz olduğu durum, ilişkiler, sağlık, iş, kişisel gelişim vb.) her neyse bu yaşamda onu tıkayan içsel engellerin farkına varıp bunların ötesine geçmek konusunda deneyim sahibi olur.


Bu engellere örnek göstermek gerekirse kişinin daha önce bir şekilde kendi içinde çizdiği sınırlar ve onu kontrol eden duygular, inanç sistemleri diyebiliriz. Kişi bunlardan özgürleştikçe içsel gücünü ve potansiyelini keşfetmeye başlıyor ve o zaman hedefler koyup bunlara ulaşması çok kolaylaşıyor.


7 ana enerji merkezi’nin düzgün çalışıp çalışmadığının kontrolü, bunların aktive edilmesi ve yine bu merkezleri tıkayan duygular ve düşünce kalıpları üzerinde de çalışılıyor. Böylece kişi enerjisel olarak kendini daha dengeli ve güçlü hissettikçe önünü tıkayan duyguların farkına varıyor, gerçekten hayatında istediği seçimleri yapmak adına adımlar atıyor ve gündemi her neyse kariyer, hastalık aile vs. hayatında olmasını istediği şeyleri yaşamak adına değişimi başlatıyor.

Merkezde uyguladığım koçluk sisteminin temel ilkelerini ise şöyle sayabilirim; Danışan öncelikle gündemi belirler. Koç danışanla “şimdiki an” içinde birlikte olur ve sorularını bu doğrultuda sorar. Danışanın gündemi ile ilgili geçmişten getirdiği ve artık onun ilerlemesini engelleyen tarafları (kimlikler) birlikte fark edilir ve bunlardan danışanın izni ve isteği ile yapılan özel derin düşünme, nefes ve serbest bırakma çalışmalarıyla özgürleşilir. Seans içinde yapılan enerji dengeleme çalışmalarıyla danışanın enerji merkezleri (çakra) üzerinde çalışılır ve bu dengelenme sürecinde kişi enerjisel blokajlardan arındıkça kendini daha güçlü, kararlı, dingin, huzurlu ve odaklanmış hisseder. Uygulanan koçluk sistemi “co-active coaching” yani danışanla koçun sorumluluğu dengeli bir şekilde bölüşüp ellerine almasına dayanır. Danışanın gündemi ile ilgili su an içinde bulunduğu durumu/perspektifi tam olarak fark etmesi ve gerçekten tutkuyla istediği durumu yaratmak adına birlikte farklı perspektifler oluşturup içlerinden danışanı en çok çekeni hayatına geçirmek hedeflenir. Bu yeni gerçekliği hayata geçirmesi için danışanın tam bilinçle nelere evet ve nelere hayır demeyi seçtiği ortaya çıkarılıp taahhütler verilir. Buna paralel olarak aksiyon alması ve sonuçlara ulaşması için spesifik hedefler ve zaman planı oluşturulur. Danışanın gerçekten onu neyin heyecanlandırdığını, hangi değerlerini yasamayı ihmal ettiğini birlikte keşfetmek ve bunları hayatına daha yoğun olarak sokmak suretiyle danışanın hayatındaki tatmin düzeyini yukarıya çıkarmak da amaçlar arasındadır. Koç zaman zaman mentorluk şapkasını da takarak danışanın talebi doğrultusunda özellikle meditasyon, yoga, nefes teknikleri ve enerji dengeleyici/yükseltici çalışmalar konusundaki bilgi birikimini danışanların kendi hayatlarına sokmaları adına onlarla paylaşır. Koçluk alanlarımız; kariyer koçluğu, sağlık koçluğu ve ilişki koçluğudur.


Her danışan için aynı tekniği mi kullanırsınız? Yoksa kişiye özel metotlarınız var mı?


Koçluk sürecinde kişiye özel çözümler birlikte açığa çıkarılır ve Erim yaşam koçluğu sisteminde koç zaman zaman mentor kimliğini de kuşanarak yine kişinin ihtiyacı doğrultusunda değişiminin kalıcı olması adına nefes, meditasyon ve enerji dengeleme ve güçlendirme tekniklerini danışanlarıyla paylaşır ve uygulatır.Danışan daha sonra bu tekniklerden dilediğini yaşamına geçirmek suretiyle değişim ve gelişim yolunda farkındalıkla ve emin adımlarla ilerler.Koç çoğu zaman danışanı kendine uygun çalışma ve yöntemleri bulması adına araştırmaya da teşvik eder.


KANSERİ ATLATIRKEN


Edindiğim bilgilere göre kanser gibi kötü denebilecek bir deneyiminiz var hayatınızda. Fakat olumsuz bir deneyimi olumluya döndürdüğünüzü ve kanseri yendiğinizi işittim. Bize mahsuru yoksa bu savaştan ve bunun düşünsel güçle bağından bahsedebilir misiniz?


Özgeçmişimde kısaca bahsettiğim gibi 2000 yıllında kanser deneyimi yaşadığımda o zamana kadar en ufak bir ameliyat bile geçirmemiş gayet sağlıklı gözüken(!) Erim için bu tam bir duvara toslama deneyimi oldu. Bu şokun etkisini biraz üzerimden attıktan sonra hemen akabinde tamamlayıcı ve destekleyici enerji çalışmaları, yoga ve meditasyon konusunda yoğunlaşmaya başladım. O yıllarda yoğun bir içsel değişim ve dönüşüm yaşadım diyebiliriz. Hem bedenen hem de duygusal ve ruhsal olarak tam olarak dibe vurmuştum. Daha sonraki zamanlarda içsel değişim benim için çok hızlandı ve bedenimdeki kanser deneyimini yaratan kimlikler, duygular bir bir su yüzüne çıkmaya başladı. Kendi üzerimde çok yoğun içsel çalışmalar yaptım ama öncelikle bu deneyimi kucakladım ve kabul ettim. Gerçekten de uzun yıllar itibariyle bu deneyimi kendimin yarattığımı ve bunu içimdeki gerçek gücü açığa çıkarmak buna paralel olarak benzer değişim süreçlerinden geçen insanlara yardımcı olmak adına yaptığımı çok net bir şekilde gördüm. Şu anda gayet sağlıklıyım yapılan her kontrolde sonuçlar çok iyi çıkıyor ve ben aynı süreçten geçen danışanlarıma destek olmaktan ayrı bir haz alıyorum çünkü sağlık her şeyden önemli.


“Yaşamı kaçırırsak derinlerde kendimizi yaşamıyor hissetmenin üzüntüsünü ve tatminsizliğini yaşarız. İnsanlık bu kısırdöngüden öyle ya da böyle çıkmak durumundadır!”


Bize bilgileriniz dâhilinde geçmiş, şimdi ve gelecek kavramlarından bahsedebilir misiniz? Yani bu kavramları insan ne şekilde anmalıdır?


Einstein izafiyet teorisinde zamanın göreceli olduğunu ispatlamıştır ve aslında zaman insan bilincinin dünyada işleri kendi adına kolaylaştırmak için yarattığı bir kavram. Saat, gün yıllar vs. insanlığın evriminde belli süreçleri izleyerek anlamlandırdığı bir tanım. Gerçek anlamda süreçler var ve süreçler anlardan oluşmakta. Bu şekilde baktığımızda bunları bir film şeridinin karelerine benzetebiliriz. Deneyim sahibi olduğumuz süreçleri geçmiş olarak niteleriz. Henüz deneyim kazanılamamış olanlara da gelecek demekteyiz ve aslında tek gerçek zaman var o da şimdi, şu an. Şimdiki zamanın içine girdiğimizde ve derinleştiğimizde aslında dünyada sınırlandırdığımız 3 boyutun ötesine geçip daha farklı boyutlar hakkında deneyim sahibi olma imkanımız var. Bunun için de önemli bir farkındalık gerekiyor. Geçmiş -gelecek olgularından bağımsız olmamız önemli. Geçmiş adı üstünde geçmiş ve bitmiş bir deneyim ve biz bu deneyimden duygusal ve zihinsel olarak özgürleşememişsek şimdiki ana bunları taşıyıp geleceğimizi de aynı şekilde şekillendirme eğiliminde oluruz. Günümüzde insanlığın girdiği en büyük kısırdöngü budur. Böylece gerçek anlamda yaşamı, güzellikleri tadılmama kapasitemiz sınırlanır bu konumda ya geçmişin muhasebesi içindeyizdir ya da olmamış bir gelecekle ilgili planlar, belirsizlik,endişe ve korkular içindeyizdir. Her şekilde yaşamı kaçırırız ve derinlerde kendimizi yaşamıyor hissetmenin üzüntüsünü ve tatminsizliğini yaşarız. İnsanlık bu kısırdöngüden öyle ya da böyle çıkmak durumundadır!


Öğrenme süreciniz hepimiz gibi sizinde henüz sona ermemiştir diye düşünerek soruyorum; öğrenmeyi ve uygulamayı arzu ettiğiniz, işittiğiniz başka yöntemler de var mı?


Kesinlikle haklısınız hepimiz devam eden bir öğrenme ve farkındalık süreci içindeyiz. Ben kendimi çok şanslı sayıyorum çünkü koçluk seanslarında danışanımla birlikte o enerji içinde çok şeyi fark ediyorum. Koçluk yaparken kendimi yeniden keşfediyor ve enerji, canlılık ve tatmin duygusuyla doluyorum. Özellikle ilgi alanıma giren cinsel enerjinin bedende dönüştürülüp daha farklı tatmin ve farkındalık boyutları hakkında deneyim sahibi olmak ve aydınlanmaya yardımcı olan güçlü bir teknik olan kadim ‘Hint Tantra’ öğretisi ile ilgili daha detaylı çalışmalar yapmak için Hindistan a gitmek planlarım arasında.


“Huzur”u nasıl tanımlarsınız? Kişinin iç huzurunu sağlaması için neler önerirsiniz?


Huzuru kısaca insanın içindeki derin sessizlik olarak tanımlarım. Dikkatinizi devamlı dışarıya odaklarsanız bunu yakalamanız mümkün olamaz çünkü dışarıda dengesizlik ve kaos vardır. Özellikle Türkiye’mizde gün geçmiyor ki yeni bir olay olmasın. Trajedi, korku, kızgınlık, endişe, hırslar, şüpheler, mücadeleler hep insanların birbirlerine farkında olmadan bir virüs gibi bulaştırdığı insanın içsel gücünü tüketen, dengesizleştiren düşük titreşimli diye nitelendirdiğimiz duygular ve enerjilerdir. Farkındalığımızı içimize tam merkezimize yönelttiğimizde orada sınırsız sevgi ve huzuru deneyimleriz. Düzenli olarak meditasyon yapmak, dua etmek, yoga yapmak ve namaz kılmak hepsi bizi içimizdeki derin dinginlikle buluşturmaya çok yardımcıdır. Ayrıca doğada vakit geçirmek ve bilinçli nefes alıp-vermeyi öğrenmek bizim merkezimizde kalmamızda etkilidir.


Genelde seanslarınız ne kadar sıklıkla ve ne kadar süre devam eder?


Danışanın belli bir gündemi ile ilgili haftada ya da 10 günde bir görüşürüz. Toplam 5 seansta yani maksimum 1.5 ay gibi bir süreçte tatmin edici bir seviyeye ulaşırız. Kişi isterse daha sonra daha ileri programlara da ERİM Yaşam Koçluğu birikimi ve tecrübesi ile devam edebilir. Burada danışan-koç bağlantısının öneminden de bahsetmem gerekiyor bu bağlantı ne kadar güçlü ise danışanın yaşamında o kadar çarpıcı sonuçlar alınmaktadır.


Danışanlarınız genellikle size hangi yollardan ulaşırlar?


Şu ana kadar danışanlarım bana referanslar kanalıyla ulaşmaktaydılar. Ancak şimdi tanıtım faaliyetlerimi hızlandırıyorum. Daha çok kişinin değişim sürecinde yer almak ve onlara destek olmak adına değişik dergilerde röportaj ve yeni işbirliklerine giriyorum. İnternet sitem de ağustos ayı sonuna kadar devreye girecek. Şu anda yaşamlarında değişim yaratmak isteyenlerle hem sistemimi tanıtıcı hem de gündemlerine farklı açılardan bakmak adına ücretsiz bir ön görüşme yapıyorum. Sevgiyle…


Röportaj: Çağda Erzincan


Facebook'ta Paylaş:

Migren Ağrısının Sebepleri

Bu yazımda çağımızın hastalığı ve yaşam kalitemizi olumsuz etkileyen, iş verimliliğimizi düşüren migrenden bahsetmek istiyorum. Bu konuyu ele almamda birçok tıbbi çözüm denemesine karşın sonuç alamayan ve bana koçluk ve bioenerji desteği için gelen bir danışanım etkili oldu.Günlük hayatımızda yaşadığımız pek çok deneyim bedenimizde etkiler bırakır çünkü her deneyimde yaşadığımız duyguları özellikle öfkeyi, kabullenememeyi, üzüntüyü, korkuyu vs o an yok sayarak bastırmaya eğilimliyizdir. Bu duygulara karşılık gelen enerjiler ise bir süre sonra bedenimizi olumsuz etkileyip halsizlik, ağrı vb. etkilerle kendilerini göstermeye başlar. Migrende ise durum kökeninde tam bir sıkışmışlık halidir. Kişi uzun süredir pek çok duygu ve düşünceyle mücadele halinde olup kendini derinlerde çözümsüz ve tutsak hisseder. Bu duygu ve düşünceler kişiyi bir mengene gibi sıkıştırır ve özellikle baş ve boyun bölgesinde kendisini gösterir.


Danışanımla yaptığımız program sürecinde özellikle ruhsal ameliyat ve bioenerji seansları ile bilinçaltında ve bedeninde yerleşmiş bu duygu ve enerjileri temizleyip 2-3 seans gibi kısa sürede kalıcı şifaya, huzur ve dengeye ulaştık. Kendisini işbirliğinden dolayı kutluyorum o gerçekten de isteyip şifaya izin vermeseydi bu sonucu alamazdık.


Facebook'ta Paylaş:

Kanser Rehberim Oldu

(Chi dergisi Nisan 2007 alıntıdır Ferhan Gürbüz’e sevgilerimle)


Kanser çağımızın vebası olarak kabul ediliyor. Gezegenimizde bir arada yaşayan çeşitli bilinç düzeyindeki insanlar için de kanserin değişik tarifleri var. “Dört Anahtar” isimli kitabında Dr Zhi Gang Sha kanserin şifa sunabileceğinden bahsediyor. Diğer tarafta başımıza gelen her hastalığa değişmesi gereken zihinsel kalıpların sebep olduğunu savunan “Hastalık iyileşmeye giden yoldur” adlı kitapta kanserin “ben merkezci” davranışlarda kendini ortaya çıkardığı savunuluyor.


Kimine göre kötü kader, kimine göre stresli yaşam koşulları veya genetik kimilerine göre de zihinsel kalıplar veya bizim yarattığımız, kendimize çektiğimiz bir enerji.


Her ne olursa olsun kanser artık nerdeyse her eve girdi. Bir çoğumuzun aile çevresinde biri ya da çok yakın bir arkadaşı kanserle tanıştı. Son yıllarda özellikle genç insanları hedef alan kanser tüm bu bilgilerden yola çıkarsak bize ne söylemek istiyor? Evrensel yasalara göre sebepsiz hiçbir şey olmayacağına göre “esas amacı” ne?


Kimi kansere yenilirken kimide kanseri yeniyor. Ya da kanserle beraber bir yolculukla yeni bir dünyayı keşfediyor. Erim Ergün’ de kansere alışılmışın dışında yaklaşan çok özel genç bir adam. Aslında birazda özünde benzeşen sebeplerden dolayı Erim’le yollarımız 2004 yılında yoğun şifacılık eğitimlerim sırasında kesişti. Onu ilk tanıdığımda çok sağlıklı, dinamik ve de neşeliydi. Daha sonra yakın çevresinden kanser olduğunu duyduğumda çok şaşırdım. Kanser ona hiç yakışmamıştı. O zamanlar, ikimizde şifa aradığımız sorunlarla, öğrendiğimiz teknikler ve sonrasında tüm bu birikimi hayata geçirirken, bu çok farklı sohbetle tüm bu evrensel senaryoyu aktaracağımı hiç düşünmemiştim doğrusu. Her şey paylaşmak içindi ve zamanı gelmişti. Erim’le onun anılarına ve deneyimine bir yolculuk yaptık. Bu sohbeti olduğu gibi aktarıyorum ve diliyorum ki bu çalışmamız hem şifa olsun hem de ufuklarımızı açsın.


Ferhan Gürbüz: Erim, şimdi en başından başlayalım. Hikayenin en başına gidelim. Sen bir deneyim geçirdin. Bu deneyim bir çok insan için korkulu bir rüya. Açık açık konuşabilirmiyim?


Erim Ergün :Tabiiki


FG:Bunu en başından en sonuna kadar bir hikaye gibi ele alalım. En önemli şey insanlar bir gün hayatlarında bir semptom olsun veya olmasın her hangi bir şekilde pat diye kanser olduğunu öğrenebiliyor. Bunu öğrendiğin anki duygu ve düşüncelerin ve yaşadıkların nedir? Bundan biraz bahsedermisin?


E.E. 2000 yılının Nisan aylarına gitmek gerekir başlarken hikayeye. Aslında bunun öncesini de çok kısa bir şekilde özetlemek istiyorum çok eşzamanlılıklar sonucu bu hastalığın nasıl tespit edildiğini. Ben 2000 yılı , kaç yaşındaydım aşağı yukarı 28 yaşındaydım ve o zamana kadar böyle


hep kendine çok bakan , çok dikkat eden sporunu yapan ve genç görünmek isteyen kendine özen gösteren birisiydim. Hiçbir şekilde kendime hiçbir hastalığı kondurmazdım. O zamana kadar da Allaha şükür ufak tefek problemler dışında ciddi hiçbir hastalık , kaza bile yaşamamıştım.


2000 yılının Nisan ayı içinde işyerinde işle ilgili bir ziyaret sonucu Adapazarı’na gittiğimde oradaki sevdiğim bir bayi “bana mutlaka gel bir test yaptıralım “ diye ısrar etti. Kendisinin şekeri vardı, kan testi yaptıracaktı. “Sende benimle gel” dedi. “Olur” dedim. Sonra orda ısrar ettiler “Erim bey size de bir kan testi yaptıralım” diye. Hiç hayatta kan testi yaptırmamıştım o zamana kadar. Oradaki bir laborant kız çok ısrar etti, çok içinden gelerek ısrar etti. Bende “tamam” dedim.


Verdiğim kanın testinin sonucuna baktıklarında kızın gözleri fal taşı gibi açıldı , o anı hiç unutamam. Laborant dehşete düştü, ben ne olduğunu sorduğumda o normalde 10 – 12 bin olması gereken lokositin (beyaz kan hücresi) 200 binlerde olduğundan, hatta okunamayacak kadar çok yüksek olduğundan bahsetti. Tekrar yaptı testi bir yanlışlık olmasın diye . Ama tekrar aynı sonuçları görüldü.


Ondan sonra laborant “ birkaç ihtimal var Erim bey” dedi “ya bir iltihaptır ya da korkarım ki lösemi yani kan kanseri“.


Bir takım iğneler, ilaçlar. Kendi tedavimi kendim uygulamaya başladım. Çünkü her gün sabah akşam iki iğne oluyordum. Kendim yapmaya başladım iğneyi,o dönemde bir takım yan etkiler tabi ki oluyordu, depresyon, yüksek ateş vs. Onları tolere etmeye çalışıyordum. İşle ilgili herkes destek oluyordu bana, bir süre işe gitmedim. Bir hafta iki hafta , evde dinlendim. Biraz daha esnekti işe gidiş saatlerim . Sabahları çok erken gidemiyordum, kalkamıyordum tabi.


FG: O zaman hastalıkla tanışman ve deneyimlemene paralel olarak ruhsal ve kişisel gelişiminle ilgili teknikler ve sistemlerle de tanışmaya başladın. Eşzamanlı olarak karşına çıkmayamı başladı?


EE: Evet aynen öyle. Ve bununla birlikte bu hastalığı niye yarattığımla ilgili bir takım çözülmeler olmaya başladı. Enerjisel ve zihinsel bir takım farkındalıklar oluşmaya başladı.
Yılların birtakım olumsuz kalıpları özellikle kendini “Değersiz hissetme” “kendini yetersiz hissetme” “kendine acıma” ile ilgili kalıplar çözülmeye başladı ve bunlarla yüzleşme süreci yaşadım. Bu gerekliydi ama aynı zamanda zor bir süreçti. Kolay bir dönem değildi. Eskinin gidip yerine yeninin gelmesi diye tabir edeceğim yeni olumlu kalıpları devreye sokacağım bir süreçti. Eski giderken de çok kolay gitmiyordu tabii daha doğrusu bunu ben de zorlaştırıyordum.
O günler benim tamamen kendimle yüzleşme ,kendimle baş başa kaldığım kendimle olma sürecimdi, gerekli bir geçişti benim için. Çok yoğun bir içsel yüzleşme dönemi yaşadım.


FG: Bu ne kadar sürdü ?


EE: Bu aslında uzun , aşağı yukarı 3-4 yıl sürdü. Yoğunluklu olarak belki ilk birkaç yıldı. Ama ondan sonra da tabii azalarak eski bir takım bilinç altındaki kalıpların temizlenme süreci 3-4 yıl sürdü ve aslında hala sürüyor. Yoğun olarak yüzde doksan lık kısmı bu yıllar boyunca sürdü.


FG:Bizim tamamlayıcı tıp dediğimiz sistemde sen hangilerinden ne şekilde faydalanmış oldun?


EE:Reiki başladı, Acmos terapi başladı sonra yoga ile tanıştım. Hatta aynı aşamalarda artık kendim insanlara uygulamak anlamında yolunda EFT Emotional Freedeom Technic) eğitimi aldım ama o tabii daha sonraki aşama , 4 yıl sonra . Yoğun olarak Reiki, Yoga ve Z. Sevil’in Acmos Terapi temelli geliştirdiği kendi sinerjik şifa tekniği diyebilirim.


FG:Bunların senin tahlillerinde, ilaç kullanımında etkisi oldu mu ?


EE: Kesinlikle oldu . Çünkü iğneleri çok rahat tolere edebiliyordum. Yan etkisi çok daha az oluyordu.


FG:Bu tedavi boyunca senin yaşam kalitende ne gibi değişiklikler oldu? İş hayatın, özel hayatın da vazgeçmek zorunda kaldığın şeyler var mıydı? Yoksa her şey böyle bir şey yokmuş gibi mi devam etti?


EE: Her şey olduğu gibi devam etti.İş hayatıma devam ettim. İlk zamanlar çok yoğun değildi , biraz düşürmüştüm tempoyu ama her gün işe gidiyordum


FG:Peki sen bunu almış olduğun destek tedaviye mi bağlıyorsun? Yoksa bu hastalığın seyri sende böyle mi oldu?


EE: Terapilerin faydası çok fazlaydı. Bir kere içsel enerjimi, içimdeki tükenmiş o hayat enerjisini tekrar kullanmaya başlamıştım .Bu çok önemli, kendi içsel enerjimi kullanmaya ve bunu kendi içimde dönüştürmeye başlamıştım belli tekniklerle. Gün içinde o yüzden çok fazlada yorulmuyordum açıkçası.. Normal şartlarda bu tedavi uygulandığında bir yorgunluk bir bitkinlik olacakken bende o pek gözlenmiyordu.


FG: O zaman bu durum aslında dünyasal ve zihinsel olarak baktığımızda olumlu olmayan bir deneyimken senin hayatında başka bir şeyleri görmen, yaşaman başlatman için bir rehberlik mi yapmış oldu?


EE:Evet kesinlikle.


FG: Radikal olarak senin hayatında neler değişti?


EE: Öncelikle şu anı yaşamaya dair yeteneğim çok fazla. ‘Şimdi’yi yaşamaya dair. Zaten yaptığım çalışmalar da yoga olsun, meditasyon olsun , bu çalışmalarda bunu destekledi. Tek gerçek zaman olan ‘şimdi’ye daha yoğunlaşmak ,geçmiş- gelecek ; geçmiş hiç kalmadı diyebilirim. Geleceğe zaman zaman ister istemez gidiyoruz. Ama geçmişteki o acılar o anılar o çözülmemiş enerjiler çözüldü ve geçmişe gitme ihtiyacı kalmadı. Şu anda olma durumu çok arttı. Zaman zamanda geleceğe gidebiliyorum ama şimdiye odaklanma yeteneğim çok arttı. O nun dışında artık olumlu tarafından bakabiliyorum bir çok şeye.


Tabi bu Polianna’cılık değil, aslında belki burada bunu da vurgulamak lazım çünkü bir çok insan Poliannacılık oynamak diyebiliyor positif düşünmeye .


Ben şöyle bir ayrım yapıyorum. Poliannacılık aslında olmadığın bir şeyi olmaya çalışmak. Pozitif ve olumlu düşünce ise karanlık taraflarının farkına varıp bunlarla yüzleşmek ve içindeki sonsuz gücü ve potansiyeli farketmek.Ggerçekten içindeki gücün farkına varıp olmadığın şeylerle özdeşleşmeyi bırakıp o içindeki güce odaklanmak. Olmadığın bir şeye benzemek değil gerçekten kendi içindeki gücü fark edip ona odaklanmak. O zaman zaten positif düşünce ve olumlu düşünce kendiliğinden zorlamasızca geliyor . Olumlu düşünce çok arttı ve gerçekten kendi hayatımı kendim yarattığımı anlamaya başladım her türlü deneyimle. Aslında kendim öğrenebilmem , görebilmem için yaratmaya başladığımı anladım. Farkındalığım çok arttı yani her an yeni bir şey keşfettim hayata dair .Her an çok keyifli bir yolculuk haline geldi benim için.


FG: Benim seninle tanıştığım zaman veya bir çok şifacının başına gelen bir anlamda; hepsi daha önce ağır bir ağır bir hastalık geçirip onu tedavi etmek için ilk önce kendilerini veya bu çok sevdiği biri olabilir, onu tedavi etmek için bir arayışa yöneliyor. Bir çok teknik ve sistemle tanışıp daha sonrada hatta kendi sistemlerini yaratarak şifacı olma yolunda bir değişim dönüşüm yaşıyorlar . Sende şu anda şifacı olmasan dahi buna yönelik daha çok kendini geliştirme ve kendinde kullanman ötesinde başka girişimlerinde oldu. Biraz da
onlardan bahsedermisin? Onlara nasıl yöneldin? Tamam, Reiki bana iyi geliyor dedin, aldın, yoga iyi geliyor , yaptın ama . Sen eğitimlerde aldın. Ne yöneltti seni ? Sonra o ne duygusuydu? Tamam, ben faydalandım burada bitti benim işim diyebilirdin ama sen daha ilerisine gittin.


FG:Peki bütün bunların başlangıç noktasından ve şu anda senin geldiğin noktaya bakarsak kanser sana bir anlamda rehberlik mi yapmış oldu?


EE:Kesinlikle , insanların hayatında karşılaştıkları dehşet verici olarak gördükleri hastalıklar aslında onları başka bir yere taşıyan rehberler gibi de düşünülmeli.


FG: Bir hastalığın ortasında olup ne yapacağını bilemeyen acı çeken insanlara bir mesajın var mı?


EE: Bu ,her türlü olumsuz durum gibi gördükleri olay aslında bir fırsattır dönüştürmek için .Yeter ki bunun farkında olsunlar. Ben adım adım çok şeyi, kişisel olarak yaşadım. Niye yaşadım? Aynı şeyi yaşayan insanlarla paylaşmak için . Yoksa ben bir veya iki senede de düzelebilirdim. Ama duygusal, zihinsel dönüşümü benim yaşamam gerekiyordu ki bunu ilerde insanlarla paylaşayım. Bir sabah kalktığımda her şey düzelebilirdi ama ve insanlarla paylaşacak, ve bu süreci zihinsel ,ruhsal dönüşüm anlamında yaşayan insanlara yardımcı olacak bir deneyi yaşamamış olurdum.


FG: Hikayeni burada hangi sözlerle noktalamak istersin?


EE: HER AN YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR.


Işıkla kalın.


Facebook'ta Paylaş:

Çağımızın Hastalığı Depresyon

Yaşama baktığımızda hep bir koşuşturma görmekteyiz sabah kalkan işe giden, bütün gün çalışan, trafikte yoğun zaman geçiren eve yorgun argın gelen bizler.. Sonra yemek, televizyon karşısında geçirilen saatler ve tekrar yeni bir gün için yatağa gidiş. Malum sabah erken kalkılacak ve tekrar işe gidilecek. Bu nasıl gözüktü size? Çok mu depresif belki biraz ama modern insanın yaşamı şu anda tam da bu şekilde bir koşuşturma içinde. Yanlış anlamayın koşuşturmaya karşı değilim sonuçta hepimizin yaşamında sorumlulukları var ve belli bir zamanda çok şey yapmak durumundayız. Beni ilgilendiren bu koşuşturma içinde ne kadar gerçekten yaşadığınızı hissettiğiniz, anın içinde dans ettiğiniz ve gerçekten yaşamdan keyif aldığınız. Evet keyif almak diyorum çünkü bence yaşama dair en önemli değerlerden biri keyif almak…


Yaşamdan keyif almayı etkileyen kriterler vardır örneğin sağlıklı olmak ve artık modern tıbbın da ve doktorlarında vurguladığı gibi stres hastalanmamızda önemli bir etkiye sahiptir. Bunun ötesinde bizim yaklaşımımız “hastalıkların duygusal ve zihinsel sebepleri” olduğu gerçeğidir.


Temel yaşamsal ihtiyaçlarınızın karşılanıyor olması vs bunlar tabi ki olmazsa olmazlar ama bir de keyif almayı en üst noktaya çıkaran bir etken var ki o da mümkün olduğunca an’ı yaşamak. Mümkün olduğunca diyorum zira yüzde yüz anı yaşamak ütopik olmasa da gayet zor bir zanaat. Ne kadar çok anda olma yeteneğimizi geliştirirsek o kadar çok yaşadığımızı hissediyoruz. Çünkü duygular ve enerjileri anın içinde gizli. Ama çoğu zaman zihnimiz ya geçmişe ya da geleceğe giderken biz de tek gerçek olan şimdiki zamanı, an’ı ve yaşamı ıskalamaya devam ediyoruz. Geçmiş adı üstünde geçmiş bitmiş gelecek ise ne kadar plan yaparsak yapalım henüz gerçekleşmemiş bir anlamda belirsiz.. İşte çoğu zaman ya geçmişe ya da geleceğe ziyarete gideriz ve yaşamı kaçırırız bu şekilde. “Ruhsal ameliyat” tekniği paradigmalarınızı değiştirecek ve sizi geçmişin prangalarından ve geleceğin kaygı, korku ve baskılarından özgürleştirecektir.


Peki ne yapmalı ? “Değişime adım atma” önemlidir. Öncelikle zihnimizi hep meşgul eden ve bizi anı yaşamaktan alıkoyan düşünce ve düşünce kalıplarını fark etmekle başlayabiliriz. Bunun için zaman zaman içimize dönmek ve nefes alış verişimize odaklanmak faydalı olacaktır. Zihnimize gelen düşünceleri aynı bir filmi izler gibi dışardan seyirci olarak izlemek ve bunları not almak bize zihnimizin nasıl senaryolar yarattığı konusunda muazzam iç görüler kazandıracak. Yaptığımız “aspektoloji çalışmaları” içimizde çatışma yaratan egosal benliklerimizi tüm çıplaklığı ile göstermektedir.


Akıldan çıkarılmaması gereken nokta zihnimizin ya geçmişle ya da gelecekle ilgili düşünceler ürettiğidir. Bir göz atın bakalım zihniniz geçmişle ilgili nasıl bir senaryo yazıyor ve bu senaryoyu film haline getirseniz ismi ne olurdu ? Filmin başrol oyuncusu olarak siz ve diğer oyuncularla birlikte Oscar a aday gösterilecek film bir dram mı, başarı hikayesi mi, ayrılık mı ya da mutluluk ve huzurla mı ilgili olurdu? Sonra bir de gelecekle ilgili senaryolar yazan zihne kulak verin bakalım o nasıl bir filmin senaryosunu yazıyor an be an. Bu çalışma yaşamınıza dair farkındalığınızı artırmak açısından basit ama bir o kadar da güçlüdür. “Perspektif çalışması” yaşamınızda yeni bir senaryo yazmak ve hedefler koyup yaşamınızı değiştirmek konusunda önemli bir aşamadır. Ardından gelen “yaşam amacı çalışması” ise çok daha tutkulu bir sizi açığa çıkarıp yaşamınız anlamlı ve başarılı kılmanız adına atacağınız güçlü bir adım olmaktadır.


Ben zihni hep vahşi bir ata benzetirim o vahşi atı dizginleyip yönlendiremediğinizde o sizi kafasına göre kendi istediği yere götürür ve genelde de olumsuz senaryolar yazmaya eğilimlidir. Bunda çevrenin size enjekte etmeye çalıştığı, görsel ve yazılı medya yoluyla farkında olmadan aldığınız olumsuz düşünce ve enerjilerin tabii bir de yaşamınızda çözümlenmemiş durumlara ilişkin düşünce ve enerjilerin etkileri vardır. Zihin faydalı bir araçtır ama onu yeri geldiğinde kullanmak önemlidir. Çünkü düşünmek başlı başına en çok enerji tüketen eylemdir. bilirsiniz satranç ustaları oturdukları yerden hiç bir şey yapmadan sadece düşünerek oldukça yorulurlar, enerji tüketirler ve ciddi kilo kaybederler.” Altın nefes çalışması” güçlü nefesler alıp verdiğiniz ve yaşam enerjinizi artırıp çok daha etkili bir şekilde kullanmaya başladığınız bir aşamaya geçmenize yardımcı olacaktır. “Kadıköy yaşam koçluğu” için ziyaret ettiğiniz ve güçlü ve kadim enerjisiyle örtüşerek siz derinden etkileyen, “enerji dengelemesi çalışması” ile bütünleşip sizi güçlendiren bir semt olarak hayatınızda yerini almaktadır.


Facebook'ta Paylaş:

Değişim , Dönüşüm ve Yaratımın Dinamiği

Değişim ve dönüşüm zihinle değil, hissetmek ve teslim OL’ makla gelir. Bunun için de içimizdeki DİŞİ enerjiyle temasa geçmemiz gerekir.


Yaşamınızı bir daire olarak düşünün ve bu dairenin içinde tüm geçmişinizin, şu anda yaşadıklarınızın ve gelecekle ilgili yaşayaşağınız ama henüz gerçekleşmemiş potansiyellerin olduğunu hayal edin. Bu dairenin içinde yaşadığımız deneyimlerden arta kalan hissedilmemiş ya da bir diğer değişle nötr hale getirilmemiş tüm duygular ve bunların enerjileri mevcuttur. Bu enerjiler bir çok yargıyı da barındırmaktadır.


Siz eski beni bırakıp ( Ya da aslında bununla tam olarak bütünleşip) yeni bir BEN ( Ki bu çok daha bütün, dengeli bir Ben olacak) yaratım sürecinizde o dairedeki tüm o enerjilerle ( kızgınlık, pişmanlık, suçluluk, korku, değersizlik vs) kucaklaşıp, onlara direnç göstermeyip tüm varlığınızla teslim olup hissettiğiniz zaman nötr bir alana geçeceksiniz. Bu aslında yargıyı hizaya getirmek ve sıfır noktası dediğimiz yaratım kaynağına ulaşmak anlamına da gelmekte. Bu aynı zamanda başka bir daireye geçmek ve gerçekliğinizi değiştirmek anlamında da gelmekte, tüm geleceğiniz değişmiştir.


İşte bu alanda değişim ve dönüşüm başlıyor. Ancak zihin ya da ego devredeyse her zaman direnç olacaktır. Çünkü ego eski oyunlarını bırakmak istemez onlarla ve oradaki duygularla ciddi anlamda beslenir. Kalbe indiğimiz zaman duyguların enerjisini hissetmeye izin veriririz ve hissedilip kucaklanan enerji nötr olur. Dişi enerji özelliği itibarıyla OL’ an , kabullenici ve hissetmeye yönelimlidir. Önce OL’ mak sonra ardından bir aheng içinde yaşamımızda neyi gerçekleştirmek istiyorsak ERİL enerjiyi kullanarak aksiyon almak çok önemlidir. Değişim& Dönüşümün dinamiği budur..


Facebook'ta Paylaş:

Yaratımın Temel İlkeleri

Yaratımın temel ilkelerinden biri de an da mevcudiyetini korumaktır. Bu bir çoğunuz için alışmaya başladığınız, ancak dünyanın geçiş döneminde pek azınızın tam olarak başarabildiği bir durumdur.


AN sonsuz olasılıkların var olduğu kuantum alanına kendini katmak ve sessiz kayıtlara girmenin anahtarıdır. Bu aynı zamanda bir şey istemek yerine zaten …o alandaki mevcut kayıtlarla birleşmek anlamına gelir. Örneğin bolluk ve parayı ele alırsak zaten mevcut olan bu enerjilerle birleşmek ve onları istemek yerine onları serbest bırakmak ve tam bir imanla o enerjileri yaşamak anlamına gelir.

Zihninde serbest bırakmak çok önemlidir çünkü zihin beşer boyutu temsil eder ve o seviyede birleşimler ve yaratım çok sınırlıdır. Ayrıca o boyutta çok yoğun olarak kollektif bilincin sınırlı inançlarının, korkuların , yokluk bilincinin etkisi altındasınızdır. İşte bu sebeple hak ediş, kontrol ve kuantum alanına geçmek herşeyin mümkün olduğu o alanda oynamaya başlamaktır. Bunu bir oyuna benzetmek harikadır. Oynadığınızıda neşeli ve keyiflisinizdir. İşte yaşamınızda bir şeyleri yaratırken de bunu hissetmek çok önemlidir. Bu özgürlüğe, bağsızlığa ve hiç bir şeye tutunmaya açılan kapıdır.


Her biriniz müthiş yaratıcılarsınız ancak bazen söylediklerinizi çok da hissetmediğinizi görmekteyiz. Hissetmek ve enerjiyi odaklamak çok önemlidir sevgililer. Bunun önemini bu vesileyle tekrar hatırlatmak istedik.


Facebook'ta Paylaş:

Parayı ( Bolluğu ) Yaratma Meditasyonu

Aşağıdaki meditasyon para, bolluk ve bununla bağlantılı iş ve kişilerle ilgili yaşadığınız blokajları temizlemeyi ve yaşamınızda önünüzü açmayı hedeflemektedir. Bu meditasyona başlamak için rahatsız edilmeyeceğiniz, sessiz bir ortama geçip dilerseniz hafif bir meditasyon müziği de kullanabilirsiniz.


Meditasyon:
Derin nefes al ve yavaş yavaş ver. Her nefes alış verişte daha da rahatladığını hissediyorsun. Bedenin rahat ve gevşemiş durumda. Şimdi tüm varlığınla yürekten beyaz ışığı çağır. Onun tüm bedenini varlığını sarmaladığını hisset..


Şimdi beyaz ışığı yönlendirmeye başlıyorsun. Onu istediğin yerlere yolla. İş hayatın, parasal muhalefet yaşadığın birileri ya da durumlar varsa sıkıntı yaşadığını düşündüğün, hissettiğin ne varsa, ilerleyemediğini hissettiğin ne varsa şu anda Beyaz Işığı oraya yolla ve temizle.
Oradaki tıkanıklıkların, şu anda temizlendiğini gör. Temizlendikten sonra nasıl bir durum olacağına yönelik varsayım yapma, sadece temizle. Bırak paranın akışı, paranın hareketi oralarda yoğun olarak tekrar başlasın. Bunun bedeninde de temizlendiğini gör. Bedeninde ne varsa orda da var, orda ne varsa bedeninde de var.


İyice temizlendiğinden emin olduktan sonra; şimdi de Altın Işığı çağırarak oralarda bolluk ve parayı yaratmak adına inşaatlar yapmaya başlıyorsun. Ama bırak Altın Işık çalışsın, sen zihninle yönlendirme. En muhteşem yaratım, bütünün hayrına olmakta. Güçlü Altın Işığı, şu anda bedeninde de hissediyorsun. Karın bölgende ve bütünün bedeninde.


Herhangi bir şeyin yaratımında, odaklanmak önemlidir. Odaklanmak, zorlamayla değil zihninin gerçekten temiz olmasıyla ilgilidir. Bu yüzden düzenli olarak 3. Göz ( İki kaşın ortasındaki nokta) Enerji Merkezi’ni Beyaz Işık ya da Mor Işık’la temizleyip, güçlendirmek önemlidir.


Şu anda 3. Gözler de temizleniyor. Net idrak, net odaklanma ve vesvesesiz düşünmek. Evet, şu anda 3. Göz aktivasyonu da tamamlanmakta. 3. Gözle ilgili çok şey yazılır, çizilir. Ancak, bolluk çekim yasası kitaplarında doğrudan bunun öneminden de bahsetmez. Halbuki, karın bölgesi ve 3. Göz Enerji Merkezi bolluğu yaratmada, parayı yaratmada en önemli iki merkezdir.


Spiral Işık Yoğunlukları, Işık Evren’den Dünya’ya para olarak yağıyor. “It’s raining man” şarkısını “It’s raining Money” olarak; bu şekilde güçlü ışık yoğunluklarını hissederek söylemenizi de tavsiye ederiz.


Dünya toprağıyla birleşiyor. Şu anda hissediyoruz, görüyoruz.


Ve bütün mesele yağmur yağarken, elini bedenini, ve tüm varlığını ne kadar açıyorsun? Derin nefes al yavaş yavaş ver. Ben azıcık mı elimi açayım diyorsun ? Fazlaya gerek yok mu diyorsun? Yoksa sonuna kadar açıyor musun? Sonuna kadar ellerimiz varlığımızı açıyoruz. Kendini hazır hissettiğinde gözlerini açabilirsin.
Ve de öyledir.


Facebook'ta Paylaş: